I. Ahmed araştırdı: İstanbul’da evliya var mı?

Bir gün Padişah I. Ahmed, veziri Lala Mehmed Paşa’ya sorar; - İstanbul’da evliya var mı? - Aman Padişah’ım, İstanbul bir evliya yatağı! - Öyleyse hadi birkaçını ziyaret edelim! - Sultan’ım, arzu ederseniz kıyafet değiştirerek dolaşalım, daha iyi sonuç alırız.
Vezir ve padişah köylü kıyafeti ile yola çıkarlar.
Önce Mısır Çarşısı…
Bir kumaşçı dükkânına girip selam verirler. Dükkân sahibi saygıyla selamı alır:
>> Hoş geldiniz, safa geldiniz, maşallah Allah’ın ne güzel kulları var, buyurun lütfen…
Köylü kıyafetli vezir:
>> Şu topu, şu topu, şu topu indir. Şundan yarım metre, şundan bir metre, şundan iki metre kes.
Kumaşçı:
>> Ne güzel kulların var ya Rabbi! Sana şükür… diyerek kestiği kumaşları paket yapar, ücretini bir kâğıda yazıp vezire uzatır.
Bu sefer vezir şöyle der:
>> Kusura bakmayın, biz almaktan vazgeçtik, kumaşları beğenmedik.
Kumaşçı gayet olgun:
>> Hayhay efendim, Allah’ın ne güzel kulları var, fark etmez efendim, güle güle.
Paketlenmiş kumaşları bir tarafa koyar.
Padişah ve vezir bu sefer Beyazıt Meydanı’na çıkarlar.
Elindeki sopayı sağa sola sinirle sallayan bir karpuzcuya yaklaşırlar.
Vezir Mehmed Paşa:
>> Padişah’ım, sıra sizde, der. Karpuzları yoklayın, birini alıp diğerini bırakın, kolay kolay beğenemeyen biri gibi uzun zaman meşgul edin.
Gerçekten de Padişah bir karpuzu alıp bırakır, öbürünü sıkar, diğerinin kabuğuna eliyle vurarak olup olmadığını kontrol eder ama bir türlü karpuz alamaz.
Karpuzcu dayanamaz:
>> Bana bak! Alacaksan bir tane al, git. Karpuzları yaralayıp durma! Beni de kumaşçı zannetme! Padişah olduğuna da güvenme! Şu sopa ile kafanı kırarım!
Padişah mahcup:
>> Tamam anladım, sus, bizi deşifre etme!
Alelacele bir karpuz alıp parasını ödeyerek hızlıca oradan ayrılır.
Vezir:
>> Şimdi de Süleymaniye’ye gidelim, orada daha nice Allah dostları var.
Padişah:
>> Yo, bu kadar yeter! Karpuzcusu, kumaşçısı evliya olan yerde gerisini tahmin etmek zor değil. Şimdi gidip kumaşçının parasını verelim.
Kumaşçı aynı teslimiyet ve saygıyla karşılar:
>> Buyurunuz efendim, Allah’ın ne güzel kulları var!
Vezir:
>> Biz karar verdik, kestirdiğimiz kumaşları alacağız.
Parayı ödeyip çıkarlarken kumaşçı ellerini kaldırıp şöyle dua eder:
>> Ya Rabbi! Sana hamdolsun. Bugün iki defa dükkânıma padişah gönderdin.
Dönüş yolunda vezire sorar:
>> Anladım bu iki zatın ikisi de evliyadır ama acaba hangisi daha üstün?
Vezir şöyle cevap verir:
>> Hünkâr’ım, ben hangisinin üstün olduğunu bilemem; ama herhâlde laftan anlayanlara kumaşçı gibi sakin, anlamayanlara da karpuzcu gibi eli sopalı biri lazım.