Kolajen efsane mi, sağlık mı?

Daha çok güzellik sayfalarında adını duyduğumuz vücudun temel taşı proteinlerden biri olan kolajenin, kalp ve kemik sağlığı üzerindeki olumlu etkileri de konuşulmaya başladı. Kolajen takviyesinin gerekli olup olmadığını uzmanlara sorduk...
ZİYNETİ KOCABIYIK'IN HABERİ - İnsan ömrü uzadıkça, insanoğlu uzayan bu ömrü daha sağlıklı şartlarda ve daha genç bir görünümle sürdürebilmek için elindeki bütün silahları kullanıyor. Bunlardan biri de son yılların âdeta “çılgınlık” hâline gelen kolajen takviyeleri. Piyasada sıvı, toz, tablet, krem, jel piyasada onlarca formda ve sayısız markada çeşidi bulunan kolajen takviyelerini bilmeyen ve kullanmayan hemen hemen yok gibi. Ancak sokaktan çevirdiğiniz 5 kişiye ‘kolajen takviyesi ne için kullanılır?’ diye sorduğunuzda neredeyse beşi de “gençleşmek ve güzelleşmek” için diyebilir.
TÜRKİYE’DE YILDA 2 MİLYON KUTU KULLANILIYOR
Kolajen takviyeleri, bütün vitamin ve mineral ürünleri pazarında son 5 yılda en hızlı yükseliş gösteren ürün grubu. Yapılan çalışmalar Türkiye’de farklı formlarda yılda 2 milyon kutu kolajen kullanıldığını gösteriyor. Peki kolajen kullanımı gerçekten gerekli mi? Bilinçli kullanılıyor mu? Gerçekten iddia edildiği gibi etkili mi? Sorularımızın cevaplarını uzmanlardan aldık…
SADECE GÜZELLEŞMEK İÇİN DEĞİL
Aslında kolajenin vücut tarafından üretilen ve bütün organlarımızda bulunan hayati bir protein olduğunu söyleyen İstanbul Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı ve Ağrı Uzmanı Prof. Dr. Demirhan Dıraçoğlu, ancak yaşla birlikte üretiminin azalmaya başladığını belirterek Kolajen sadece gençlik ve güzelliği ilgilendiren bir protein olarak düşünülüyor. Bunun sebebi bu konudaki bilgilendirme ve tanıtımların daha çok güzellik endüstrisi tarafından yapılması. Oysa bağ doku onarımına yardımcı olma özelliği dolayısıyla cilt gençleştirme, saç ve tırnak sağlığı yanında, hayati organların çalışmasını da destekliyor" dedi.
"Ne yazık ki bu faydaları daha geri planda kalıyor" diyen Dıraçoğlu, "İnsan vücudunda 20 farklı tip kolajen olmasına rağmen yüzde 90’ı Tip 1, Tip 2 ve Tip 3 kolajenden oluşur. Tip 1 kolajen kas, kemik ve bağ dokuda (ciltte), Tip 2 kolajen kıkırdak dokuda, Tip 3 kolajen ise damar iç yüzeyi, kas ve iç organlarımızda bulunur. Kolajen eksikliği bütün bu sistemlerin bozulmasına sebep olur. Piyasada satılan bütün kolajenler aynı değildir. Hastalığa ve ihtiyaca göre hangi tip kolajene ihtiyaç olduğu saptanıp öyle kullanılmalıdır" ifadelerini kullandı.
KALP VE KEMİK SAĞLIĞI İÇİN ÇOK ÖNEMLİ
Eklem arasındaki kıkırdak dokunun büyük bir bölümünün Tip 2 kolajenden oluştuğunu söyleyen Prof. Dr. Dıraçoğlu şu ifadeleri kullandı: "Kolajen azalınca ağrılar başlıyor. Çünkü yürümemize, oturup kalkmamıza ve bütün hareketlerimizi yapmamızı sağlayan kıkırdak doku azalınca eklemler birbirine sürtünüyor. Bir eklemin yılda 2 milyon hareket yaptığını da buna eklersek nasıl bir yıpranma olduğunu anlarız.
Kolajen kıkırdak yapının aşınmasını azaltır. Ayrıca kemik yapısının korunarak kırıkların ve yine ağrıların en önemli sebebi olan osteporoz gelişimini yavaşlatır. Biz hekimler kıkırdak dokunun korunması ve onarılması için mutlaka Tip 2 kolajen tavsiye ediyoruz. Damarların iç yüzeyini etkilediği için kalp sağlığı için de Tip 3 kolajen desteği önemlidir."
SİLİSYUM ETKİSİ
Tabiatta kolajen üretimini artıran bazı maddeler olduğunu söyleyen Beslenme ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dyt. Yeşim Temel Özcan, bunlardan birinin de silisyum olduğunu belirterek "Vücutta bütün sistemler birbirini etkileyerek hayatını sürdürür. Doğada oksijenden sonra en çok bulunan ikinci element olan silisyum, kan damarları, saç, tırnak, kirpik gibi keratin yapı, eklemler, kıkırdak doku ve bağ dokusunda yer alır. Bu element, kolajen üretimini artırarak yaşlanma etkilerini azaltır, kolesterol oluşumunu engelleyerek damarları korur, beyinde alüminyum emilimini azaltarak birikimini engeller. Bağışıklık sistemini güçlendirir ve kemik mineral yoğunluğunu artırır. Silisyumla güçlendirilmiş kolajen takviyesi vücut onarımını yüzde 11 daha fazla artırıyor" dedi.
NASIL KULLANILMALI?
>> Şikâyetlerinizi gözden geçirip hangi tip kolajene ihtiyacınız olduğunu belirleyin ya da bir uzman tavsiyesi alın.
>> Mutlaka üretim tekniklerine güvendiğiniz güvenilir markaların ürünlerini tercih edin.
>> Kürler hâlinde kullanın. Kürler arasında 1 ay ara verin. Genel vücut sağlığı için üç aylık kürler tercih edilebilir. Kıkırdak sağlığı için 12 aya kadar uzayan kürler söz konusu olabilir.
>> Etkinliğini artırmak için beraberinde silisyum, taurin, D3 vitamin, K2 vitamin gibi vitamin ve mineralleri de kullanın.
>>Dalton değeri kolajen molekülünün büyüklüğünü gösterir. Emilimini artırabilmek için 4 bin daltondan küçük kolajeni tercih edin.
Türkiye’nin en eski ilaç firmalarından birinin geleneğini sürdüren İlko İlaç’ın Konya’daki Wellcare şemsiyesi altında üretim yaptığı Kolajen üretim tesislerini gezdik. İlko İlaç Genel Müdürü Hatice Öncel ilaç gibi üretilen kolajenin sağlık katkısının ön planda olduğunu söyledi.
VÜCUTTAKİ ÜRETİM HER YIL YÜZDE 1 AZALIYOR
Vücuttaki kolajen sentezinin 25 yaşından sonra her yıl yüzde 1 oranında azaldığına işaret eden Dyt. Yeşim Temel Özcan şu ifadeleri kullandı: "Yaşlılık ve hastalıklar yaş ve çevresel faktörler yüzünden vücut sisteminin işleyişinin bozulması sonucu ortaya çıkar. Kolajen üretimi yaşla birlikte azalır. Bunun yanında, yüksek şeker tüketimi, yüksek oranda güneşe maruz kalmak, sigara içmek, yeterli c vitamini alamamak, cilt bakımı ihmali, kirli hava, yoğun spor aktivitesi de kolajen yıkımını artıran faktörlerdir.
Kolajen bağışıklık sistemimiz için de son derece önemli. Eksikliği hastalık gelişimine zemin hazırlıyor. Bağışıklığın yöneticisi olan bağırsaklarımızda da kabak çekirdeği, semizotu, avakado, ilikli kemik çorbası kolajen açısından en zengin besinlerdir. Ancak bu besinlerin mide ve bağırsaklarda yüzde yüz emilimi mümkün olmadığı için, uygun formda hazırlanmış desteklere ihtiyaç var."